Seks Fıkrası (Yabancı): Türkçe Açıklamalı İngilizce Seks Fıkraları, World's Funniest Sex Jokes, Kesinlikle Dünyanın En Komik Seks Fıkraları

Doç. Dr. Yalçın İzbul, "Practical English For Turks"

   Copyrighted 2001-2014

 WEBSİTE     TESTLER     KARİKATÜR     EĞLENCE

 

ingilizce seti süper

fikralar     .SÜPER İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ.   fikralari

süper fıkralar

TIKLAYINIZ... Ayrı Pencere Açılacaktır

 
 

 

 

yabancı xxx fıkralar

 

XXX -- FIKRA -- 11

 

 

xxx fıkrası xxx fıkrası xxx fıkrası

yabancı xxx fıkralar

THE WOULD-BE PROXY FATHER

The Smiths were unable to conceive children and decided to use a surrogate father to start their family.

Çocuk sahibi olamıyorlardı. Donör baba kullanmağa karar verdiler. [surrogate = vekil, yerine geçerliği olan... surrogate mother = taşıyıcı anne]

On the day the proxy father was to arrive, Mr. Smith kissed his wife goodbye and said, "Well, I'm off now; the man should be here soon."

"Çıkıyorum, sevgilim, adam az sonra burada olur!" [proxy = başkasının adına ve yerine hareket etme yetkisi verilmiş olan]

Half an hour later, just by chance, a door-to-door baby photographer happened to ring the doorbell, hoping to make a sale.

Tesadüf bu ya, az sonra gezici bir bebek fotoğrafçısı kapıyı çaldı.

Good morning, Ma'am", he said, "I've come to...''

Oh, no need to explain," Mrs. Smith cut in, embarrassed, "I've been expecting you."

"Açıklamanıza gerek yok," diye sözünü kesti Bayan Smith mahçubiyetle, "sizi bekliyordum."

"Have you really?" said the photographer. "Well, that's good. Did you know babies are my specialty?"

"Well that's what my husband and I had hoped. Please come in and have a seat"

After a moment she asked, blushing, "Well, where do we start?"

Az sonra, kadın mahçubiyetten yüzü kızararak sordu: "Pekala, nereden başlıyoruz?"

"Leave everything to me. I usually try two in the bathtub, one on the couch, and perhaps a couple on the bed. And sometimes the living room floor is fun. You can really spread out there."

"Herşeyi bana bırakınız. Genellikle iki kez küvette, bir kez kanapede, birkaç sefer de yatağın üzerinde denerim. Oturma odasında halının üstünde de keyifli oluyor. Dilediğinizce yayılabilirsiniz orada..."

"Bathtub, living room floor? No wonder it didn't work out for Harry and me!"

"Küvette? Oturma odasında halının üstünde?? Tevekkeli Harry ve ben bu işte başarısız olduk!"

"Well, Ma'am, none of us can guarantee a good one every time. But if we try several different positions and I shoot from six or seven angles, I'm sure you'll be pleased with the results."

"Eğer çeşitli farklı pozisyonlarda yedi sekiz açıdan atış yaparsam sonuçtan çok memnun kalacağınıza eminim. ("shoot" = 1. atış; 2. fotoğraf çekimi)"

"My, that's a lot!" gasped Mrs. Smith.

"Aman Allahım! Müthiş bir sayı!"

"Ma'am, in my line of work a man has to take his time. I'd love to be in and out in five minutes, but I'm sure you'd be disappointed with that."

"Walla, hanımefendi, bizim işimiz aceleye gelmez. Yoksa, ben de beş dakikada girip çıkayım isterdim, ama eminim ki bu sizi tatmin etmezdi."

"Don't I know it," said Mrs. Smith quietly.

"Ah, bilmez miyim," dedi Bayan Smith, kendi kendine.

The photographer opened his briefcase and pulled out a portfolio of his baby pictures. "This was done on the top of a bus," he said.

"Oh my God!" Mrs. Smith exclaimed, grasping at her throat.

"And these twins turned out exceptionally well - when you consider their mother was so difficult to work with."

"She was difficult?" asked Mrs. Smith.

"Yes, I'm afraid so I finally had to take her to the park to get the job done right. People were crowding around four and five deep to get a good look."

İşi doğru dürüst yapabilmek için sonunda onu parka götürmek zorunda kaldım. İnsanlar çevremizde dört-beş sıra halinde toplanmış bizi seyrediyorlardı.

"Four and five deep?" said Mrs. Smith, her eyes wide with amazement.

"Yes", the photographer replied. "And for more than three hours, too. The mother was constantly squealing and yelling -- I could hardly concentrate, and when darkness approached I had to rush my shots."

Durmadan çığlık atıp bağırıyordu. Doğru dürüst konsantre olamıyordum. Hava kararmağa başlayınca atışlarımı (= çekimlerimi) acele yapmak zorunda kaldım.

"Finally, when the squirrels began nibbling on my equipment, I just had to pack it all in," continued the photographer.

"Sonunda sincaplar takımlarımı ufak ufak kemirmeğe başlayınca, bütün takımlarımı topladım," diye devam etti fotoğrafçı."

Mrs. Smith leaned forward. "Do you mean they actually chewed on your, uh ...equipment?"

Bayan Smith öne doğru eğilerek, "Yani sincaplar, şeyyy, takımlarınızı fiilen dişlemeğe mi başlamışlardı?"

"It's true, Ma'am, yes.. Well, if you're ready, I'll set-up my tripod and we can get to work right away."

"Evet, bu bir gerçek, madam. Şimdi hazırsanız, tripodumu kuracağım ve işimize hemen başlayabiliriz." [Olur da bilmeyen varsa, "tripod" = fotoğraf makinesinin üzerine yerleştirildiği üç bacaklı sehpa.]

"Tripod?"

"Oh yes, Ma'am. I need to use a tripod to rest my Canon on. It's much too big to be held in the hand very long."

"Evet, hanımefendi; benim Canon'umu bir tripod üzerine yerleştirmek zorundayım. Benim Canon uzun süre elde taşınamayacak kadar iridir..." [Canon = ünlü Japon fotoğraf makinesi markası... canon = askeri top]

Mrs. Smith fainted!

Ve Bayan Smith oracıkta düşüp bayıldı...

 

  SUPER !!

 

xxx fıkra

 

IS THAT ONE WORD OR TWO ?

In a small town, an elderly couple had been dating each other for a long time.

dating each other = birlikte çıkıyorlardı, flört ediyorlardı...

At the urging of their friends, they decided it was finally time for marriage.

at the urging of smb = teşvik ve "hadi yapın artık" çağrısı/çağrıları üstüne...

Before the wedding, they went out to dinner and had a long conversation regarding how their marriage might work.

They discussed finances, living arrangements and so on.

Finally, the old gentleman decided it was time to broach the subject of their physical relationship.

to broach the subject of = konusunu açmak, konuyu masaya getirmek...

"How do you feel about sex?" he asked, rather trustingly.

"Well," she said, responding very carefully, "I'd have to say... I would like it infrequently. "

The old gentleman sat quietly for a moment, then over his glasses, he looked her in the eye and casually asked:

"Is that one word or two?"

casually = Burada "teklifsizce" anlamından çok "sanki anlamamış veya önem vermiyormuş havası vererek; sanki özel bir soru değilmiş gibi yaparak" nüansı taşıyor... [Hani, olmaz ya; olur da fıkrayı İngilizce eksikliği yüzünden anlamayan çıkarsa: "I would like it infrequently." ve "I would like it  in  frequently."

 

xxx fıkra

Yabancı XXX Fıkra: Türkçe Açıklamalı İngilizce XXX Fıkralar, World's Funniest XXX Jokes, Kesinlikle Dünyanın En Komik XXX Fıkraları,

Doç. Dr. Yalçın İzbul, "Practical English For Turks"

   Copyrighted 2001-2014

xxx fıkra

 

THREE "KNOTS" !!

An old retired sailor puts on his old uniform and goes down to the docks once more for old times’ sake.

for old times' sake = eski günlerin anısına, eski günlerini hatırlamak için...

He hires a prostitute and takes her up to a room. He’s going at it as best as he can for a guy his age.

for a guy his age = o yaşta olan bir adam için...

The old sailor asks, “How am I doing?”

The prostitute replies, “Well, sailor, you’re doing about three knots.”

“Three knots?” he replies, “What’s that supposed to mean?”

She says, “You’re knot hard, you’re knot in, and you’re knot getting your money back.”

NOT: Fıkra "knot" ve "not" sesdeşliği üzerine kuruludur. "Knot" bir denizcilik terimi olarak "bir deniz mili" anlamına gelir...

 

xxx fıkra

 

THE WHEELBARROW POSITION

After hearing a couple’s complaints that their intimate life wasn’t what it used to be, a sex counselor suggests they vary their position. “You should try the wheelbarrow,” the counselor says. “Lift her legs from behind, and off you go.”

their intimate life = kendi "özel" hayatları... sex counselor = cinsellik danışmanı... to vary their position = "pozisyonu" değiştirmeleri... wheelbarrow = el arabası... "Eşinizin bacaklarını arkadan kavrayıp kaldırınız ve haydi yola koyulunuz."

The husband is raring to try it.
= uygulamaya hazırlanıyor...

“Well, OK,” the hesitant wife agrees, “but on two conditions. First, if it hurts, you have to stop right away, and second, you have to promise we won’t go past my parents’ house two streets down.”

"Peki, tamam," der bu işe pek aklı yatmamış olan (tereddüt içinde olan) karısı: "Ama iki şartım var. Birincisi, eğer acırsa hemen duracaksın. İkincisi, söz ver bana; iki sokak aşağıdaki annemlerin evinden öteye geçmek yok."

 

xxx fıkra

ingilizce seti süper

fikralar     .SÜPER İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ.   fikralari

süper fıkralar

TIKLAYINIZ... Ayrı Pencere Açılacaktır

xxx fıkra

 

JUST A PINCH PEPER WORKS WONDERS

Bir Tutam Karabiber Mucizeler Yaratıyor !!

A man and a woman are riding next to each other in first class on a plane. The woman sneezes, then takes a tissue and gently wipes it between her legs. The man isn’t sure he saw what she did, and decides he is probably hallucinating.

riding next to each other = yanyana yolculuk ediyorlar... to sneeze = apşırmak... tissue = kâğıt mendil... to wipe = silmek, oğuşturarak silmek...

  WOW !!

A few minutes pass. The woman sneezes again. She takes a tissue and gently wipes it between her legs. The man is about to go nuts. He can’t believe that he’s seeing what he’s seeing.

to go nuts = kafayı yemek...

A few more minutes pass. The woman sneezes yet again. She takes a tissue and gently wipes it between her legs yet again.

yet again = bir kez daha...

The man has finally had all he can handle. He turns to the woman and says, “Three times you’ve sneezed, and three times you’ve taken a tissue and wiped it between your legs! Are you trying to drive me crazy?”

has finally had all he can handle = artık dayanamayacağı bir noktaya gelmişti ("daha fazlasının üstünden gelemezdi" kavramından)... Are yopu trying to drive me crazy? = Beni delirtmeğe mi çalışıyorsunuz?

“I’m sorry to have disturbed you, sir,” she replies. “I have a rare condition such that when I sneeze, I have an orgasm.”

a rare condition = az rastlanır / seyrek görülür bir tıbbî durum (= rahatsızlık, hastalık)...

The man, now feeling badly, says, “Oh, I’m sorry. What are you taking for it?”
Adam şimdi kendini kötü hissediyordu (= Söylediklerinden pişman olmuş, utanmıştı). "Nasıl bir ilaç alıyorsunuz bunun için?"

The woman looks at him with a coy smile and says, “Pepper.”

Kadın mahçup bir gülümsemeyle (= nazlı ve uğrun uğrun bakarak, nüansı ile): Karabiber kullanıyorum, efendim.

 

xxx fıkra

 

THINGS WILL CHANGE IN 12 MINUTES' TIME

Herşey 12 Dakika Sonra Çok Farklı Olacak !!

A policeman was patrolling a local parking spot that overlooked a golf course. He drove by and noticed a couple inside with the interior dome light on.

to patrol = devriye gezmek... overlooking = yukarısında, yukardan gören... interior dome light on = iç tavan lambası yanıyor durumda...

In the driver’s seat there was a young man reading a computer magazine, while in the backseat was a young woman knitting.

backseat = arka kanape... to knit = örgü örmek...

Recognizing this as unusual, the officer walked up to the driver’s window and tapped on the glass, asking the man his name and what exactly he was doing.

tapped on the glass = camı tıklattı...

The man looked up, cranked the window down, and said, “My name is John and that’s my girlfriend in the backseat.”

tcranked the window down= kolunu çevirerek aşağı indirdi...

“OK, so what are you doing?” asked the officer.

“What does it look like?” John answered. “I’m reading a magazine.”

Pointing towards the young lady in the back seat, the officer asked, “And what’s she doing?”

John looked over his shoulder and replied, “What does it look like? She’s knitting, sir.”

“And how old are you?” the officer asked John.

“I’m 25,” John replied.

“And how old is she?” asked the officer.

John looked at his watch and said, “Well sir, in 12 minutes she’ll be 18.”

 

xxx fıkra

 

ANYONE WHO HAS NOT SEEN IT?

Görmeyen Kalmış mı ki!

The priest in a small Irish village loved the cock and ten hens he kept in the henhouse behind the church. But one Saturday night the cock went missing! The priest knew that cock fights happened in the village so he started to question his parishioners in church the next morning.

priest = papaz... cock = 1. horoz; 2. (argo) penis (dolayısıyla, aşağıdaki bütün yanlış anlamalar)... hen = tavuk... went missing = kayboldu... parishioners = bir papazın görev yaptığı mahalle, semt veya köyde oturan ve o kiliseye devam eden kişiler... cock = 1. horoz; 2. (argo) penis (dolayısıyla, aşağıdaki bütün yanlış anlamalar)... hen = tavuk... went missing = kayboldu..

During Mass, he asked the congregation, "Has anybody got a cock?" All the men stood up.

 congregation = cemaat, âyin için kilisede o sırada bulunanlar...

"No, no," he said, "that wasn't what I meant. Has anybody seen a cock?" All the women stood up.

"No, no," he said, "that wasn't what I meant. Has anybody seen a cock that doesn't belong to them?" Half the women stood up.

"No, no," he said, "that wasn't what I meant. Has anybody seen MY cock?" All the nuns, three altar boys, two priests and a goat stood up. "

nun = rahibe... altar boy = "altar" mihrap veya tapınaklarda ise sunak karşılığıdır. Âyinler sırasında papaza yardımcı olan çocuk veya gençlere "altar boy" adı verilir.

 

xxx fıkra

Yabancı XXX Fıkra: Türkçe Açıklamalı İngilizce XXX Fıkralar, World's Funniest XXX Jokes, Kesinlikle Dünyanın En Komik XXX Fıkraları,

Doç. Dr. Yalçın İzbul, "Practical English For Turks"

   Copyrighted 2001-2008

xxx fıkra

 

seks fıkraları 10     yabancı fıkralar

 

 

 
 

Seks Fıkrası (Yabancı): Türkçe Açıklamalı İngilizce Seks Fıkraları, World's Funniest Sex Jokes, Kesinlikle Dünyanın En Komik Seks Fıkraları

Doç. Dr. Yalçın İzbul, "Practical English For Turks"

   Copyrighted 2001-2014

 WEBSİTE     TESTLER     KARİKATÜR     EĞLENCE

 

ingilizce seti süper

fikralar     .SÜPER İNGİLİZCE EĞİTİM SETİ.   fikralari

süper fıkralar

TIKLAYINIZ... Ayrı Pencere Açılacaktır