| |
|
-- F --
fable -- ders verici masal (genelde hayvan masalı); fabl
fabric -- kumaş
fabulous -- şahane, harikulade
façade -- önyüz, cephe (örneğin binanın ön cephesi); önyüzey
görüntüsü, görünüştekiler, "zevahir"
fabricate -- 1. imal etmek; 2. uydurmak (yalan, vb) (sanayi
imalatı, vb için "manufacture" uygundur.)
facilitate -- kolaylaştırmak (sıfat: facile = kolay, şüphe
verecek ölçüde kolay)
facilities -- ihtiyaca cevap veren tesis, olanak veya vasıtalar
(örnek: public facilities: ulaşımdan semt kütüphanesine kadar --
fakat "umumi tuvalet" için public conveniences")
facsimile -- tıpkıbasım
faction -- nifak, hizip
faculty -- 1. doğuştan meleke, duyu: 2. öğretim üyeleri
fad -- gelip geçici moda
faint -- 1. belli belirsiz, solgun, donuk; 2. bayılmak (fainted
-- bayılmış, baygın)
fair -- 1. adil (=just, impartial); 2. sarışın; 3. fuar; 4. hoş,
güzel (kadın, hava, iklim)
fait accompli -- emrivaki
faith -- iman, itikat, inanma ve güvenme (faithful = sadık)
fake -- taklit, sahte
fallible -- yanılabilir, yanılmaz değil, beşerdir şaşabilir
(tersi: infallible: asla hataya kötülüğe düşmez)
fame -- şöhret (sıfat: famous. Dikkat: "infamous" kötü şöhretli
demektir)
familial -- ailevi
familiar -- bildik, aşina (fiil: familiarize)
famine -- açlık, kıtlık
fanciful -- fantazi, abartılmış
far-fetched -- zoraki, uzak olasılıklı ve inanılması zor
far-reaching -- gelecekte önemli etki ve sonuçları olacak
far-sighted -- 1. uzak görüşlü (olumlu nüans); 2. hipermetrop
farce -- kaba komedi, âmiyane komedi, zevk yoksunu kişilerin
beğenebileceği saçmalık ve güya komedi
fascinate -- hayran bırakmak (fascinating, fascination)
fashion -- biçimlendirmek (şekil vermek, oluşturmak)
fashion (vogue) -- moda
fast -- 1. hızlı; 2. oruç tutmak
fast asleep -- derin uykuda
fastidious -- titiz, müşkülpesent
fatal -- öldürücü (= lethal)
fate -- kader... fateful = akıbet bağlayan, geleceği
şekillendirecek olan
fathom -- 1. kulaç; 2. içyüzünü çözüp anlayabilmek
fatigue -- aşırı yorgunluk, bitkinlik
fauna -- 1. hayvanlar âlemi; 2. bir bölgenin hayvan türleri
favouritism -- kıyak geçme, iltimasçılık
fearsome -- dehşet verici, korkunç... fearful = 1. korku içinde;
2. korkutucu, ürkütücü
feasible -- olabilir, yapılabilir, mümkün. (feasibility =
"fizibilite")
feather -- kuş tüyü
feeble -- zayıf (güçsüz kuvvetsiz)
feign -- yalandan yapmak
fellow countryman -- vatandaş ("vatandaşım, vatandaşlarım")
ferocious -- kavgacı, vahşi
ferry -- git-gel yolcu ve/ya araba taşıyan deniz
teknesi, feribot
fertile -- verimli, bereketli, döl veren (isim: fertility; fiil:
fertilize)
fertilizer -- gübre
fervent -- ateşli, coşkun (isim: fervour)
fetch -- gidip getirmek, alıp getirmek
feud -- sürüp giden düşmanlık. (blood feud = kan davası)
feudal -- feodal, derebeyliğe ilişkin. (isim: feudalism)
fever -- ateş, humma
fiancé, fiancée -- nişanlı (birincisi erkek, ikincisi kadın)
fiction -- hayal ürünü, öykü, roman. (örnek: science fiction =
kurgubilim yazın türü)
fictive, fictitious -- uydurma, gerçek olmayan (örnek:
"fictitious exports" = hayali ihracat -- Tahmin edebileceğiniz
gibi, Türkiye bağlamı dışında dünya literatüründe pek bilinmeyen
bir kavram!)
field -- field artillery = sahra topçusu; field hospital =
seyyar hastane; field - mashall = mareşal (savaş görmüş komutan)
fiendish -- şeytani (isim: fiend = zebani)
fierce -- şiddetli, azgın, saldırgan
figurative -- mecazi (figure of speech = mecaz) |
|
|
|
filth -- pislik,
iğrenç pislik
finite -- sonu var, sonsuz veya sınırsız değil, bitimli
fire-brigade = itfaiye... fire-station = itfaiye merkezi..
fireman = itfaiye eri... fire-escape = yangın merdiveni...
fire-proof = ateşe dayanıklı.... fire-arm = ateşli silah...
fireworks = havai fişek... firewood = çıra...
fiscal -- mali (monetary = parasal)
fisherman = balıkçı... fishmonger = balık satıcısı
fishy -- üçkağıt olduğu şüphesi uyandıran
flatter -- aşırı övmek, yağlamak, yaltaklanmak
flavour -- çeşni, lezzet
flawless -- kusursuz, defosuz
flee (from) -- kaçmak, firar etmek, tüymek, tabanları yağlamak
fleet -- donanma, filo
flesh -- "insan etten kemiktendir" dediğimizde kastettiğimiz
"et"
flexible -- esnek, kolay bükülebilir (mecazi de olanaklı)
flimsy -- ince, dayanıksız
flint -- çakmaktaşı
float -- yüzmek (sıvının yüzeyinde kalmak, batmamak)
flock -- 1. küçükbaş hayvan sürüsü; 2. kilise cemaati (to flock
together = küme halinde bir araya gelip toplanmak)
flood, flooding -- sel, su basması
floodlight -- projektörle aydınlatmak (floolid = projektörle
aydınlatılmış)
flora -- 1. bitkiler alemi; 2. bir bölgeye özgü yerel bitkiler
toplamı; 3. tıpta, vücudun bir bölgesinde yerleşik
mikro-organizmalar
flour-mill -- un değirmeni
fluctuate -- inip çıkmak, dalgalanma göstermek, kararsız ve
değişken olmak
foliage -- bitki örtüsü, yapraklar toplamı
folly -- hata, akılsızlık, aptallık (toplum hayatı veya ahlak
açısından akılsızca yapılan bir hatalı davranış)
foolishness -- aptallık, budalalık
foot-and-mouth disease -- şap hastalığı
footprint -- ayak izi
forecast -- tahmin etmek
foreground -- önplan (tersi: background)
foremost -- en önde gelen
foreshadow -- belirtisi, öngöstergesi olmak
forensic medicine -- adli tıp
foresight -- öngörü, basiret
forestall -- erken davranıp önlemek
forlorn -- 1. umutsuz; 2. uzak, unutulmuş, terkedilmiş
formidable -- ürkütücü, heybetli, yenmesi veya üstesinden
gelinmesi çok zor
forsake -- terketmek, yüzüstü bırakmak
fortify -- güclendirmek, desteklendirmek (fortifications = kale,
tahkimat gibi şeyler)
fortnight -- onbeş gün, iki hafta (göreli bir zaman ölçüsü --
nede olsa iki hafta 14 gün ediyor!)
fortunate -- şanslı, talihli
fortune -- 1. şans, talih, kader; 2. servet (fortune-teller =
falcı; fortune-hunter = evlenmek için zengin kadın arayan erkek)
fragile -- kırılgan
fragrance -- güzel koku, rayiha, güzel kokma (sıfat: fragrant)
franchize -- seçimlerde oy hakkı vermek
frank -- açık sözlü, içten, samimi
frantic -- telaş ve heyecan dolu, çılgın gibi bir telaş içinde
fraternal -- kardeşçe, kardeşlere veya kardeşliğe ilişkin
fraud -- hile, sahtekarlık
freak -- hilkat garibesi, ucube, pek rastlanmayacak türden
freight -- navlun, yük
frigate -- fırkateyn
frivolity -- belki eğlenceli ama boş ve değersiz şeylerle
vaktini harcamak
frozen -- donmuş (fiil: to freeze = donmak veya dondurmak)
frustrate -- hayal kırıklığına uğratmak
fugitive -- kaçak, mülteci
fulsome -- mide bulandırıcı, iğrenç
fund -- tahsis edilen para, fon
fundamental -- esas, temel, başlıca
funeral -- cenaze töreni (sıfat: funereal = matem dolu,
kasvetli, cenaze töreni gibi)
furious -- çok öfkeli, öfkeden çılgına dönmüş (isim: fury)
furnace -- ocak, fırın
furnish -- sağlamak, donatmak, döşemek
furtive -- sinsice ve gizlice, hırsız gibi
fuss -- gereksiz telaş ve titizlenme
futile -- boşuna, beyhude |
|
|