| |
|
-- E --
eager -- istekli, heves ve şevk dolu (isim: eagerness)
earmark -- belli bir amaç için planlama yaparak bir kenara
ayırmak (büyükbaş hayvanların kulağına vb yapılan işaret
kavramından)
earshot (within earshot) -- işitilecek mesafede
ear-splitting -- kulakları sağır edecek derecede şiddetli
earnest -- ciddi, içtenlikli (isim: earnesty, earnestness; zarf: earnestly)
earthenware -- toprak çanak çömlek
earthquake -- deprem
ebb -- suların çekilmesi (gelgit olayının cezir safhası); mecazi
olarak şaşaası sönmek, kaderi kötüye gitmek, azalmak, vb.
eccentric -- egzantrik (isim: eccentricity)
ecclesiastical -- kiliseye ilişkin
eclipse -- 1. güneş veya ay tutulması; 2. gölgede bırakmak
ecstasy -- coşku, coşkunluk, vecd
edge (away) -- yavaş yavaş ve "kenar kenar" uzaklaşmak
edible -- yenebilir, besin olmağa elverişli (= eatable)
edict -- irade, ferman
edify -- ahlaki bakımdan eğitmek öğretmek (isim: edification;
sıfat: edifying -- ahkaken öğretici, ders verici)
edit -- 1. yayına hazırlamak; 2. gazete yönetmek (isim: editor;
editorial = başyazı)
edition -- 1. yayına hazırlama; 2. sayı, nüsha ("evening
edition", gibi); 3. bası ("first edition, second edition" gibi)
educative -- terbiye edici
eel -- yılan balığı
eerie -- ürpertici, cinli perili gibi
effervescent -- kabarcıklarla köpüren (gazoz vb gibi)
efficient -- etkin ve yeterli, verimli, randımanlı, usta (isim:
efficiency)
effigy -- bir kimsenin heykel şeklinde timsali, temsili insan
modeli, heykel, manken vb
effrontery -- yüzsüzlük, küstahlık
ejaculate -- ansızın fışkırmak veya fışkırtmak (isim.
ejaculation)
eject -- dışarı atacak şekilde fırlatmak (isim: ejection)
elaborate -- özenle, titizlikle ve inceden inceye ayrıntılarıyla
yapılan veya yapılmış (fiil: elaborate = üzerinde ayrıntılarıyla
durmak ve titizlikle oluşturmak; zarf: elaborately)
electorate -- seçmen kitlesi, seçmenler
electrocute -- 1. (elektik tarafından) çarpmak; 2. elektrikli
sandalyede idam etmek
elegance -- zariflik (isim: elegant: zarif; görgülüye yakışır)
elevation -- 1. kaldırma, yükseltme; 2. yükselti, tepecik (fiil:
to elevate)
eligible -- seçkin, adaylık için tercih edilir nitelikte
eliminate -- "elimine" etmek, elemek, dışlamak, bertaraf etmek
elocution -- güzel konuşmak sanatı (eloquent = güzel ve etkili
konuşan, iyi hatip; isim: eloquence)
elongate -- gererek uzatmak
elope -- birlikte gizlice kaçmak (âşıklar)
elucidate = aydınlığa (= açıklığa) kavuşturmak
elusive -- kolay ele geçirelemeyen, parmakların arasından kayıp
kaçan, zor anlaşılır (örnek. "an elusive reply" = kaçamaklı cevap)
emaciate -- bir deri bir kemik kalmak
emancipate -- azad etmek, köleliğine son vermek (isim
örneği:women's emancipation = kadın özgürlüğü)
embark (on) -- 1. başlamak; 2. gemiye binmek
embarrass -- utanmak, mahçup düşürmek (isim: embarrassment)
embellish -- süslemelerle (oyma, kakma, boyama) güzelleştirmek
embittered -- dünyaya küsmüş, öfke ve hatta nefret duygusu dolu
emblem -- amblem
embroidery -- nakış
emerge - ortaya çıkmak, oluşmak, "zuhur" etmek (isim: emergence)
emergency -- acil durum
emetic -- herhangi bir kusturucu madde
emigrate -- yurt dışına göç etmek (emigrant, emigration...
tersi: immigrate, immigrant, immigration)
eminence -- önemli mevkide, ileri gelen ve tanınır kişi olmak
(sıfat: eminent)
emit -- çıkarıp yaymak, oluşturarak dışa doğru çevreye yaymak
(ışın, sinyal, vb) (isim: emission)
emphatic -- vurgulu (isim: emphasis; fiil: emphasize)
empathize -- kendini başkasının yerine koyarak durumunu anlamak
(isim: empathy; sıfat: emphatetic)
employ -- 1. işe almak; 2. kullanmak (employer = işveren)
employment -- istihdam; (unemployment = işsizlik)
enable -- muktedir kılmak
enact -- yasa çıkarmak
enchant -- cezbetmek, büyülemek (enchantress = cazibesiyle
büyüleyerek kendine bağlayan kadın)
encounter -- karşılaşmak, rastgelmek
encourage -- teşvik etmek, cesaretlendirmek
encouraging -- teşvik edici, cesaret verici, umut verici
encumber -- yük olmak
endeavour -- 1. çaba, gayret; 2. çaba göstermek, gayret etmek
endorse -- onaylamak, onayını vermek
endure -- dayanmak, tahammül etmek (endurance = dayanma, sineye
çekme)
enforce -- zorla yaptırtmak, uyulmasını zorunlu kılmak
engage -- angaje olmak veya etmek
engagement -- 1. "angajman"; 2. nişanlanma, nişanlılık
engrave -- hakk etmek, oyarak yapmak
enhance -- arttırmak, zenginleştirmek (değerini, gücünü,
görüntüsünü)
enigma -- muamma, anlaşılmaz şey
enlarge -- büyütmek, genişlemek
enlighten -- aydınlatmak (the Enlightenment = Aydınlanma Çağı)
enlist -- askere almak, kendi kadrosuna/davasına katmak
enmity -- düşmanlık, diş bileme
enormous -- kocaman, çok büyük
enslave -- köle yapmak, köleleştirmek
ensure (make sure) -- olmasını sağlamak
entail -- ardından getirmek (= neden olmak)
entangle -- karmakarışık dolaşık hale getirmek
entente -- andlaşma, itilaf
enterprise -- girişim, teşebbüs (iktisat) (entrepreneur =
müteşebbis, girişimci)
entertain -- 1. eğlendirmek; 2. konuk ağırlamak
enthrone -- tahta oturtmak, taç giydirmek (tersi: dethrone)
enthusiasm -- şevk, istek, heves, fevkalade sıcak bakma
entice -- cezbetmek, tatlılıkla ayartmak
entitle -- hakve yetki vermek (entitled to do sth = bir şeyi
yapmaya yetkili
entreat -- yalvarmak, ısrarla rica etmek
entrench -- siper kazarak yerleşmek |
|
|
|
enumerate -- numaralandırmak, birer birer saymak
enunciate -- açıklıkla dile getirmek
envelop -- tamamen içinde kalacak şekilde sarmak (çevresini
kuşatmak değil); kapsamak, içine almak
envisage -- geleceğe ilişkin olarak zihninde canlandırmak,
tasavvur etmek
envoy -- elçi; özellikle de, belli bir iş için kısa süreyle
gönderilen elçi
envy -- kıskanma (gıpta etme) (cinsel, vb kıskanma için:
jealousy)
epidemic -- salgın
epilogue -- bir eserin sonuna konulan "sonsöz" bölümü
epitaph -- mezar kitabesi
epitome -- tam ve en iyi örneği, özünün özü
epoch -- çağ, devir (tarihsel)
equalize -- eşit duruma getirmek (equality = eşitlik, eşit olma
durumu, yasa önünde eşitlik)
equate -- eşit kılmak veya aynı şey olarak görmek (equation =
eşitlik, denklem)
equip -- donatmak (isim: equipment = teçhizat, donanım)
equitable -- adilane, insaflı (isim: equity)
equivalent = eşdeğer, eşdeğerli (isim: equivalence)
equivocal -- her iki karşıt anlama da gelebilen, ikiyüzlü
era -- dönem, çağ (tarihsel)
eradicate -- kökünden yok etmek
erase -- silmek, yoketmek
erect -- 1. dikmek, inşa etmek; 2. dikilmiş, dikine duran,
ayaklarının üstünde
ergo -- (latince) bu nedenle, o sebeple, dolayısıyla
erode -- aşınmak/çürümek, aşındırmak/çürütmek (isim: erosion)
err -- yanlışa düşmek, hataya düşmek (isim: error; sıfat:
erroneous)
erudite -- çok bilgili ve verimli, âlim
erupt -- patlak vermek (örmek, yanardağ, sivilce, vb) (isim:
eruption)
escapade -- kaçamak, gençlik çılgınlığı; kaçış, firar
esoteric -- gizli, gizemli, batınî
espionage -- casusluk
essence -- öz, asıl, temel varlık (sıfat:essential --
vazgeçilmez, esas, temel gerekli)
establish -- kurmak, tesis etmek
estate -- malikâne, emlak, taşınmaz mal, sahip olunan varlıklar
("vâriyet") (estate agent = emlakçı)
esteem = saygı göstermek (self-esteem = özsaygı, kendine verilen
değer)
estimate -- tahmin etmek (verilere dayanarak kestirmek) (isim:
estimation: tahmin, takdir, hesaplama)
estrange -- soğutmak, yabancılaşmasına neden olmak
estuary -- bir nehrin denize döküldüğü yer, haliç
eternal -- sonsuz, ebedî... eternity = sonsuzluk, ebediyet
ethical -- 1. ahlakbilime ilişkin; 2. ahlakî, ahlaklı
etiquette -- görgü kuralları (= âdabı muaşeret)
eugenics -- ırk ıslahına ilişkin
eulogize -- methiye düzmek, methü senada bulunmak (birazda
yağcılıkla) (isim: eulogy = metih, kaside)
eunuch -- 1. hadım; 2. haremağası
euphony = ses ahengi, kulağa hoş gelme
evacuate -- tahliye etmek (isim: evacuation)
evade -- kaçınmak, yapmamak, görünmemek (isim: evasion)
evaporate -- buharlaşmak, buharlaştırmak (isim: evaporation)
eve -- arife
Eve -- Havva (Havva anamız)
eventful -- olaylarla dolu, hadiseli, maceralı
eventually -- sonunda, bitiminde
evergreen -- kışın yapraklarını dökmeyen
everlasting -- bitmeyen, sonsuza kadar sürecek/yaşayacak
evidence -- kanıtlar
evil -- şer, kötü, kötülük, şeytani kötülük
evocation -- hatırlatma, çağrıştırma, akla getirme
evolve -- evrilmek, evrimleşmek (isim: evolution)
exaggerate -- abartmak (isim: exaggeration)
exalt -- yükseltmek/yüceltmek, göklere çıkarmak
exasperate -- sabrını taşırmak (exasperation = sabrı taşmışlık)
excavate -- kazı yapmak (excavation = kazı)
excerpt -- bir kitap vb'den alıntı yapılan küçük bölüm
excessive -- aşırı; (fiil: exceed)
exchequer -- devlet hazinesi (the Chancellor of the Excheqyer =
Maliye Bakanı)
exclude -- dışında bırakmak, ekarte etmek (isim: exclusion.
tersi include, inclusion)
exclusive -- 1. özel; 2. seçkin ve/ya üyelikle girilen
("etrafını câmî, ağyârını mânî") (örnek: exclusive interview =
yalnız bizin gazete veya dergiye verilmiş olan bir görüşme)
excrutiating -- inanılmaz derecede acı veren
execute -- 1. yapmak, yerine getirmek, ifa etmek; 2. idam etmek
execution -- 1. ifa, icra; 2. idam
executioner -- cellat
executive -- 1. yürütmeye ilişkin, icrai; 2. yönetici
exempt -- muaf; katkıda bulunma veya yerine getirme sorumluluğu
olmayan
exile -- 1. sürgüne göndermek; 2. sürgün (kişi) 3. sürgün yeri
exhaustion -- aşırı yorgunluk, tükenmişlik (sıfat: exhausted,
exhausting)
exhaustive -- son derece ayrıntılı, değinmedik/araştırmadık yer
bırakmayan
exhibit -- sergilemek, göstermek (isim: exhibition -- sergileme,
sergi)
exhilarate -- keyif ve neş'e vermek, ruhunu açmak
exotic -- pek rastlanmayan, garip, ilginç, "Uzak Doğu'dan"
expand -- genişlemek veya genişletmek (isim: expansion)
expedition -- yolculuk; sefer, küçük ölçekli askeri sefer
expel -- kovmak (örneğin okuldan, veya düşmanı) (isim:
expulsion)
expire -- süresi dolmak, müddeti dolmak
explicit -- açık, izaha gerek göstermeyen (tersi: implicit: ima
edilen veya ima yoluyla)
exploration -- dolaşma ve keşif, inceleme gezisi (fiil: to
explore)
explorer -- kaşif, seyyah
express -- ifade etmek
exquisite -- enfes, pek latif, fevkalade ince ve zarif
extemporaneous -- irticalen, hazırlıksız
extensive -- geniş ölçekte, kapsamlı
exterminate -- tamamen imha etmek, kökünü kazımak
extinct -- soyu tükenmiş, yaşayan örneği kalmamış
extinguish -- söndürmek (ateşi, alevleri veya mecazi)
extract -- seçerek/özümleyerek ayırıp çıkarmak
extravagant -- müsrif, şatafatlı (isim: extravagance)
extremely -- fevkalade çok, aşırı derecede
evaluate -- değer biçmek
exultance -- çok büyük sevinç ve iftihar |
|
|