BÖLÜM - 6

YARDIMCI  FİİLLER

THE MODAL AUXILIARIES

BU BÖLÜMÜN KONULARI

Kısa Giriş  /  Anlam Açısından  /  Yapısal Açıdan  /  Olabilir... Olmuş Olabilir...  /  Kuruluş Özelliği  /  Could, Would, Should, Might  /  Olanak ve Olasılık  /  Çeşitli Örnekler  /  Present Kalıplar  /  Past: Geçmiş Zaman  /  Past: Geçmiş Zamanda Süreklilik  /  Future: Gelecek Zaman  /  Must: Mantıksal Çıkarsama  /  "Have to" ile Ayrıntılı bir Çalışma  /  Didn't Need To Do / Needn't Have Done  /  Used To / Be Used To  /  Have You?  /  Do You Have?  /  Shall I?... Shall We?... Will You?...  /  Exercise - 01  /  Exercise - 02  /  Exercise - 03  /  Translate into English - 01  /  Translate into English - 02  /  Exercise - 06

 

EĞİTİM SETİ'mizin, İngilizce'nin temel yapısı ve ana gramerini ele alan Essential English for Turkish Speakers başlıklı kitabından kısa bir bölüm burada örnekleniyor.

EĞİTİM SETİ'mizde İngilizce'de değişik konu, yaklaşım ve becerileri ele alan Toplam 10 KİTAP ve CD formatında artı materyeller de yer almaktadır. Ayrıntılı bilgi bu sayfanın sonundadır.

 
KISA GİRİŞ

"Yardımcı fiiller" adı verilen gramer sınıfı, cümledeki olayı/durumu/eylemi anlatan "asıl" fiile (main verb), ek anlam özellikleri kazandıran destek fiillerden oluşur. Bu ek özellikler, "tense", "mood", "modality" ve "manner" (= zaman, kip, kullanım ortamı, iletişim tarzı ve işlevi) gibi anlam ve nüansları çeşitli açılardan niteleyen, genişleten, oluşturan öğelerdir:

They have been singing at least for an hour. (Bir gerçeği bildiriyoruz; zamanını belirtiyoruz.)

May you always be this happy!... (Bir dilekte bulunuyoruz: Hep bu derece mutlu olasın!)

İlk cümlede, "have" ve "been", "to sing" fiilinin "the Present Perfect Continuous Tense" çekimini sağlıyor. İkinci örnekte, "may" yardımcı fiili "to be" fiilinin "the Subjunctive Mood" kullanımına olanak sağlıyor: "Dilerim hep bu kadar mutlu olasın!"...

"Asıl" fiil için "principal verb"; "yardımcı" fiil için de "auxiliary verb" terimleri yaygındır, ki bu sözcük de zaten "yardımcı" anlamı taşımaktadır.

Yardımcı fiiller için İngilizce gramerde kullanılan "a modal verb, the modals, auxiliary verb, modal auxiliary verb, the modal auxiliaries" gibi terimler kimi belirtmelerde bütünüyle aynı kavramlara işaret ederken, kimi zaman farklı nüanslar içeriyor olabilir. "Tense" konusunu işlerken "auxiliary" kavramına, "modality" konusunu işlerken "the modals" kavramına öncelik tanınması yararlı olur kanısındayım.

"Modality" sözcüğü Latince "modus" sözcüğünden geliyor ve Latince'deki çeşitli anlamlarından birisi de "manner" (tarz) anlamı taşıyor. Nitekim, bu Bölümde ele alacağımız filler, eylemlerin düz anlamlarına, kullanım ve iletişim ortamı, tarzı ve işlevi açısından farklı amaç, yorum ve "hava" nüansları katıyorlar.

Yardımcı fiiller konusu, İngilizce öğretiminde üzerinde en çok durulan, en korkulan ve en sevimsiz, dolayısıyla da en az öğrenilen bir konu olmak durumuna getirilmiştir. Müfredatı doldurmak, ders saatlerini uzatmak için okulda / kursta / dershanede ayrıntılara boğulmanın net kazancı budur. Pragmatik ve pratik yaklaşımlar yerine, pirinç taneleri üzerine soyut üfürükler yazmağa yönelen öğrenim alışkanlıklarımızla, çok çalışıp ödülünü tam bir kafa karışıklığı ile almak için biçilmiş kaftan...

İzleyen maddelerde,  bu ilginç ve zengin anlatımlı gramer boyutunu oluşturan fiillerin dökümü, bellibaşlı kuralları ve herbirinin çeşitli işlevleri üzerinde duracağız. Fakat asıl ağırlığı akılda kolay kalır örneklere vereceğiz. Öğrencilerin yaşadığı sorunları ve çözümlerini pratik açıdan cevaplamağa çalışacağım.

BAŞA DÖNÜŞ

 

ANLAM AÇISINDAN

Yardımcı fiiller, birlikte oldukları fiile yepyeni bir anlam boyutu ve nüans tonları kazandırırlar. Yapılması gereken çalışma da, herbir yardımcı fiil için bu anlam ve nüans renklerinin öğretilmesi, örneklenmesi,  ve uygulama becerisi kazandırılması olmalıdır.

Çok genel çizgileriyle, cümlenin "asıl" eylemine kazandırdıkları anlam ve nüanslar açısından, yardımcı fiilleri iki ana grupta sınıflamak düşünülebilir: Birinci grup, kesinlik, kuşku, olanak, olanaksızlık, olasılık veya olasılık-dışı olma boyutlarını içerecektir. İkinci grupta, izin verme veya vermeme, yapabilirlik, yapamazlık, zorunluluk veya gerekmezlik kavramlar yer alacaktır. Hemen vurgulanması gereken nokta ise şudur: Herbir yardımcı fiil bu gruplardan ya birine veya ötekine girer anlamı çıkarsanmamalıdır. Herbiri çok çeşitli işlevler üstlenebilir. Sınıflama işini arka plana bırakıp, bu işlevlerin dökümü üzerine yoğunlaşmak en yararlısıdır.

Yüzyılların birikimi idiomatik kullanımlar yanında, gayretkeş gramercilerin bunları bir kalıba, düzene sokma çabalarıyla da yardımcı fillerin sınıflanması konusu içinden çıkılmaz bir karmaşa kazanmıştır. Dediğim gibi, herbirisini kendi içinde ele almak ve özelliklerinin dökümünü yapmak en iyi yoldur. İlerleyen bölümlerde, herbirisinin işlev ve nüansları için ayrıntıda boğulmayan bir döküm vermeğe çalışacağım.

Herbir yardımcı fiilin kendi içinde bağımsız bir "dünya" olduğunu ne derece önemle vurgulasak azdır.

Özellikle, kuşaklar-boyu süregelmiş bir büyük öğretim yanılgısına hemen çare bulmalıyız: Sözümona, "would, should, could, might" fiilleri, "will, shall, can, may" fiillerinin "past tense" biçimi imiş!... İlk işimiz, öğrenciyi bu yanılgıdan kurtarmak olmalıdır. Doğrudur; gramerin bazı cüzlerinde öyle davranırlar; ama dediğimiz gibi herbiri başka pekçok bağımsız işleve de sahiptir. Hepsini "future" veya "present" zamanlar için de aynı rahatlıkla kullanabiliriz. İlerleyen bölümlerde bu konuyu ayrıntılarıyla ele alacağız.

BAŞA DÖNÜŞ

 

YAPISAL AÇIDAN

 1  Yardımcı fiillerin ardından, asıl fiilerin yalın mastar hali kullanılır. (Yani, mastarın başındaki "to" düşer...):

You must leave today. ["to leave" yerine]

She should start all over again. ["to start"]

It could be done better. ["to be done" edilgen mastar yerine]

Bunun üç istisnası vardır: ought to, have to, used to...

You ought to leave today.

She has to start all over again.

It used to be done better.

NOT: Aslında, "ought, have, used" yardımcı fiillerini öğretim kolaylığı bakımından bu şekilde adlandırıyoruz: Diğerlerinden farklı olarak, tam mastar aldıklarını bu şekilde vurguluyoruz.

Özel bir durum olarak, need ve dare fiillerinin de, do/did veya will/would ile çekime girmedikleri sürece, yalın mastar alacaklarına dikkat ediniz:

You needn't say anything... You needn't have said anything... (Fakat, You don't/didn't/won't need to say anything.)

How dare you insult me!... I dared not wake him... (Fakat, I didn't/wouldn't dare (to) wake him.)

BAŞA DÖNÜŞ

 

"PRESENT" VE "PERFECT" KALIPLAR

 1  Olabilir...  Olmuş Olabilir...

Yardımcı fiillerin çekimi, zamana bakış açısı olarak, iki farklı boyutta gerçekleşir. Şöyle de söyleyebiliriz: Yardımcı fiilerin iki biçimi vardır:

 a  present biçimler (kalıplar)

 b  perfect biçimler (kalıplar)

 

vb... vb... vb...

 

BAŞA DÖNÜŞ

 

"HAVE TO" ile Ayrıntılı Bir Çalışma

      Bir Soru:

The work ................... under extremely difficult conditions.

Cevap: had to be done

Niçin?

Present: have to...   Past: had to...

  Yapıyı, isterseniz şöyle düşününüz:

have + tam mastar ....    (have + to go)

   isterseniz böyle düşününüz:

have to + yalın mastar    (have to + go)

Peki, mastarımız edilgen olmaz mı? Tabii ki, olabilir:

have to send = göndermek zorunda
have to be sent = gönderilmek zorunda
 
have to do = yapmak zorunda
have to be done = yapılmak zorunda
 
I have to do it. = Onu yapmak zorundayım.
It has to be done. = (O) yapılmak zorunda.

Peki, ya past tense? Çok kolay:

had to send = göndermek zorunda idi -- etken (aktif) çatı.
had to be sent = gönderilmek zorunda idi -- edilgen (pasif) çatı.

DİKKAT... DİKKAT... Past tense iki değişik anlam verebilir:
 
1. Olayın öncesini düşünüyorsak (yani, yapmak zorunda idim fakat henüz yapmamıştım)
I had to do it.
= Yapmak zorunda idim.
 
2. Olayın sonrasını düşünüyorsak (yani, yapmak zorunda idim/kaldım ve yaptım)
I had to do it.
= Yapmak zorunda kaldım. Yaptım, çünkü zorunluydu.
 
Dolayısıyla: "The work
+ had to be done + under extremely difficult conditions."

1. İş (veya çalışma)
+ yapılmak zorundaydı + son derece zor koşullar altında. veya,

2. İş (veya çalışma)
+ yapılmak zorunda kalındı + son derece zor koşullar altında.


 
HAVE TO yardımcı fiilinin çekimleri:

"Have to" yardımcı fiilimizi haber kipindeki 12 tense göre çekebilir miyiz? İşte örnekler:

present simple: I have to do it. = Yapmak zorundayım.

past simple: I had to do it. = Yapmak zorunda idim/kaldım.

future simple: I will have to do it. = Yapmak zorunda olacağım/kalacağım.

Peki, Continuous Tense kullanımları olanaklı mıdır? Evet. Tabii ki... Şu iki cümleyi karşılaştırınız:

Here are some of the things that I have to learn this semester.
Here are some of the things that I am having to learn this semester.

İlk cümle genel anlamda bu dönem öğrenmek zorunda olduğum şeylerden söz ediyor. Dönem başında kuracağımız cümle de bu olacaktır. Oysa ikinci cümlede, dönem artık başlamış; belki hayli de ilerlemiş durumda; ve zorunluğu fiilen yaşamaktayız: "İşte bu dönem öğrenmek zorunda kalmakta olduğum konulardan bazıları."

Bilgisayarımızdaki cansıkıcı durumu servis elemanına şu şekilde dile getirmemiz olağandır.

I am having to reset my computer every half an hour or so.

= Bilgisayarımı her yarım saatte bir gibi yeniden başlatmak zorunda kalıyorum. (Bu durum, firmanın veya işimin öngördüğü genel bir gerekirlik değil. Halen yaşamakta olduğum veya içinde bulunduğumuz dönemde tekrarlanmakta olan bir yakınmam.)

My dog, owing the my work commitments, is having to spend a lot of time locked up in the house on her own.

They are having to deal with such problems that all Turkish families of a similar background have to deal with. = Benzer Türk aileleri ile aynı sorunlarla uğraşmak/boğuşmak zorunda kalmaktalar.

Bu cümleleri rahatlıkla geçmiş zamana da taşıyabiliriz (past continuous):

I was having to reset ....... was having to spend a lot of time......... They were having to deal with such problems........ = zorunda kalmaktaydım/kalmaktaydılar.

veya, gelecek zamana da (future continuous):

Sooner or later, you will be having to make some choices as to what you want to do with your life. = ergeç bazı seçimler yapmak zorunda kalmakta/kalıyor olacaksın.

Do that again and you will be having to find yourself another job. (Eğer bunu bir daha yaparsan, kendine başka bir iş bulmak zorunda kalıyor olacaksın.)

Peki, perfect tense 'ler ile durum nasıl olacaktır?... Yine pürüzsüz olacaktır. İşte örnekler:

Present Perfect:

I have had to call in a second repairman after the first one made a mess of it.

Have you ever had to resort to threats of corporal punishment to frighten them into obedience? = Hiç, onları korkutup itaat etmelerini sağlamak için, dayak tehdidine başvurmak zorunda kaldınız mı (bugüne değin)?

He has never had to work for a living since his father died and left him a huge fortune.

Past Perfect:

I had had to call in a second repairman after the first one had made a mess of it. This second try was again a complete failure.

Had you ever had to resort to threats of corporal punishment to frighten them into obedience before that final incident?
...... dayak tehdidine başvurmak zorunda kalmış mıydınız (o güne değin)?

He had never had to work for a living since his father died and left him a huge fortune; and here he was now pennyless.
(Geşmişte, sonunda beş parasız kaldığı günlerin öncesi dönemden söz etmiş olduk.)

Future Perfect:

Before the present year is out, I think, they will have had to do something to remedy the situation. = Sanırım daha bu yıl sona ermeden, duruma bir çare bulmak için birşeyler yapıyor olmak zorunda kalmış olacaklar/olacaklardır.

Perfect Continuous formlar da olanaklıdır ve yaygındır: "have/has been having to"... "had been having to"... "will have been having to".

Present Perfect Continuous: She has been to see her doctor a couple of times recently, because he has been having to get up two or three times a night to go to the bathroom. ...... kendisi bir süredir gecede iki-üç kez tuvalete kalkmak zorunda olageldi.

Past Perfect Continuous: I had been having to put in longer working hours for some time now because most of our office personnel were away on their summer holidays. ...... bir süredir daha uzun saatler çalışmak zorunda kalagelmiştim.

Kullanma gereği ender ortaya çıkan Future Perfect Continuous durumunu ise bir internet sitesinde (Yahoo Answers) gördüğüm şu güzel cümle ile örnekleyeceğim:

SORU: What disadvantages do I have by the time I grow up, if I start shaving at the age of 14?
CEVAP: The main disadvantage is that you will have been having to practice this irritating ritual for years by then.
.......... bu cansıkıcı sabah ritüelini yıllardır uygulamak zorunda kalagelmiş olacaksın.

BAŞA DÖNÜŞ

 

vb... vb... vb...

 

BAŞA DÖNÜŞ

 

EXERCISE - 3

Yardımcı Fiilinizi Seçiniz ve Bir Kez Kullanınız

may have, would have, could have, should have, must have, needn't have, would, might, have, hadn't

 01  You've done a great job on it. No one else ............... done it better!

 02  This isn't my suitcase; I ............... taken someone else's by mistake.

 03  Why did you go there in person? You ............... phoned them, instead.

 04  I wish I ............... spent all of that money yesterday, and had saved some for today.

 05  I ............... made a few mistakes; I'm not really very sure.

 06  Had it not been for his courageous attempt, all lives .............. been lost. [Kendisinin o cesur girişimi olmasaydı, hepimiz ölecektik.]

 07  You ............... bought these; we've already got plenty at home.

 08  It ............... rain this afternoon. They ............... have to postpone the game.

 09  ............... you do it, if you could?

 10  What .............. you got to offer to these poor people?!

BAŞA DÖNÜŞ

 

EXERCISE - 4

TRANSLATE INTO ENGLISH:

01 --  Belki de halâ bizi istasyonda bekliyordur.

a. She might still be waiting for us at the station.
b.
Maybe she will be waiting for us at the station.

  

02 --  Bugün hava soğuktu; paltonu giymeliydin / giymiş olmalıydın.... (Akşam oldu: eve döndük; evde konuşuyoruz)

a. It was cold today. You might have worn your coat...
b.
It was cold today. You should have worn your coat...

  

03 --  Oraya sık giderdim...

a. I used to go there often.
b.
I was used to going there often.

  

04 --  Bu kadar çok alkol tüketmemelisin. Sağlığını düşünmelisin...

a. You oughtn't to consume so much alcohol. You should think of your health...
b.
You wouldn't consume so much alcohol. You must think of your health...

  

05 --  Üzgünüm, yarın yapamam. (İradem dışında engeller olacak)

a. Sorry, I won't be able to do it tomorrow.
b.
Sorry, I can't do it tomorrow.

  

06 --  Şimdi gitmek zorundayım. (İradem dışında zorunluluk)

a. I have to leave now.
b. I must leave now.


  

07 --  Sokaklar ıslak bu sabah... Demek ki gece yağmur yağmış.

a. The streets are wet this morning. It must have rained last night...
b.
The streets are wet this morning. It should have rained last night...

  

08 --  Bugün öğleden sonra gelebilir... (Zayıf olasılığı tercih edin)

a. She may come this afternoon...
b.
She might come this afternoon...

  

09 --  Bugün öğleden sonra gidebilir... (İzin veriyorum)

a. She may leave this afternoon.
b. She should leave this afternoon.


  

10 --  Eğer ambulans daha erken gelebilmiş olsaydı, belki de hayatı kurtarılabilirdi...

a. If the ambulance had arrived a little earlier, his life might have been saved.
b.
If the ambulance had arrived a little earlier, his life would have been saved.

                            

BAŞA DÖNÜŞ

 

EXERCISE - 5

TRANSLATE INTO ENGLISH

01 --  Kardeşim asla bir kavgadan kaçmazdı.

a. would     b. didn't use to

My brother ............... never back away from a fight.

  

02 --  Bütün bu durumun oluşmasına daha başından asla izin verilmemeliydi.

a. would     b. should

The whole thing ............... never have been allowed to happen in the first place.

  

03 --  Hükumetin o yaklaşımı benimsemesi çok yazık!

a. should     b. might

It's most unfortunate that the Government .............. adopt that approach.

  

04 --  Herhangi bir sorun ortaya çıkacak olursa, beni hemen haberdar etmekte tereddüt etmeyiniz. [Koşul kipi devrik cümle tiplerinden]

a. should     b. would

............... any problems arise, just don't hesitate to let me know immediately.

  

05 --   Bu iki olayın birbirini bu derece ardarda izlemiş olmaları çok can sıkıcı bir rastlantıydı.

a. should     b. might

What an unpleasant coincidence it was that these two events ............... have followed one another so closely.

  

06 --  İleri yaşlarında, sık sık oraya gider, eski mutlu günler için gözyaşı dökerdi.

a. could     b. would

In his later years, he ............... often go there and cry over the happy days of olden times.

  

07 --  Fenerbahçe taraftarları bir daha hiç şampiyon olup olamayacaklarını merak etmeğe başlamışlardı.

a. should     b. would

Fenerbahçe fans had begun to wonder whether they ............... ever be champions again.

  

08 --  Bana bir lütufta bulunur musun(uz)? [Nazik bir rica... Ancak yine aynı sözcükler kinayeli veya öfkeli bir ses tonuyla sıralandıklarında ise, duruma göre, "Tıraşı keser misin," "Biraz sessiz olur musun," gibi "şu yapmakta olduğun şeyi yapma" anlamı iletecektir...]

a. will     b. can

............... you do me a favour?

  

09 --  A - "Şu adamı tanıyor musun?"

         B - "Hayır. Tanımam mı gerekiyordu?"

a. Should     b. Do

A. Do you know that man?
B.
No. .......... I ?

  

10 --  Olur da gecikirsem, bensiz gitmeğe hazır olun.  ["in case" bağlacı, "Zarf-Cümlecikler" Bölümünde çok ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.]

a. will     b. should

Be prepared to leave without me, in case I ............... be late.

                                   

BAŞA DÖNÜŞ

 

EXERCISE - 6

Please do not click the answer button before you have thoroughly studied the question and deliberated on your own choice !!

01 --  I'm not really sure where the cat is, but I think she ............... in the kitchen.

a. might play     b. might be playing     c. might have played

  

02 --  If I had left early like everyone else did, I ............... sitting here now listening to all this rubbish.

a. may not be     b. wouldn't be     c. was not able to be

  

03 --  If I'd gone down to Bodrum like all my friends did, I, too, ............... scuba diving lessons.

a. could have taken     b. had better taken     c. had taken

  

04 --  Meltem had agreed to meet us here at the entrance, but she ............... here when we arrived.

a. should have been     b. wouldn't be     c. wasn't

  

05 --  It ............... that silly friend of yours who called and didn't leave a proper message on the answering machine...

a. should have been     b. could easily be     c. was recorded

  

06 --  I wish I'd never set foot there in person. I ............... her instead.

a. should have phoned     b. had better phone     c. will have phoned

  

07 --  These aren't my books. I ............... someone else's books by mistake.

a. had better taken     b. should take     c. must have taken

  

08 --  Why did you do the dishes? You really ............... have bothered.

a. mustn't     b. needn't     c. couldn't

  

09 --  I ............... bought them, if you had lent me some money.

a. may have     b. might have     c. ought to have

  

10 --  You .............. brought them with you. Why didn't you?

a. must have      b. wouldn't have     c. ought to have

  

11 --  Güneş ............... returned the CD we rented last week. It was on the table, but now it's gone.

a. must have     b. ought to have     c. would rather have

  

12 --  You've done an excellent job on it. No one else ............... it better.

a. may have done     b. must have done     c. could have done

  

13 --  I really ............... fishing with my friends, but unfortunately I was down with the 'flu...

a. must go     b. would like to have gone     c. would rather go

  

14 --  I ............... have taken you advice and stayed away from that place.

a. must     b. may     c. should

  

15 --  It now seems we .............. a taxi. We're already here and still have half an hour to go before the performance....

a. shouldn't hurry and take     b. needn't have hurried and taken

c. would like to hurry and take

  

16 --  They kept repeating that they ............... follow him wherever he went, but he still wasn't so sure...

a. had better    b. would     c. ought to

  

17 --  She ............... read my letter by now, and I'm sure she will call us any moment.

a. should     b. must have     c. has to

  

18 --  Next week's final between these to teams ............... be really fascinating.

a. should     b. would like to     c. had better

  

19 --  Her parents were supposed to have been back by last Monday. Frankly, they ............... a great time there...

a. would rather have     b. would like to have     c. must be having

  

20 --  You ............... have repeated it. It wasn't really necessary.

a. can't     b. couldn't     c. needn't

  

BAŞA DÖNÜŞ

Lütfen Sorularınızı Esirgemeyiniz:

YALÇIN İZBUL -- İNGİLİZCE-DERS.COM

     

EĞİTİM SETİ TANITIMI

CD SETİ TANITIMI

GENEL TANITIM

SATINALMA BİLGİLERİ